Yaz geldi, deniz çağırıyor ama bir yandan da telefonun cebinde tedirgin duruyor. Plajda bir dalga, havuz kenarında bir kayma derken cihazını suya kaptırma korkusu keyfini kaçırıyor. İşte tam burada “su geçirmez cihaz” lafı cazip gelmeye başlıyor.

Biz erkekler teknolojiye meraklıyız, yeni özelliklere de hemen ısınırız. Ama “su geçirmez” etiketi göründüğü kadar net değil; ne vaat ettiğini ve sınırlarını bilmeden almak, parana yazık etmene yol açabilir. Gelin bu yaz buna gerçekten değip değmediğine bakalım.

”Su geçirmez” tam olarak ne demek?

Önce şunu netleştirelim: çoğu cihaz aslında su geçirmez değil, suya dayanıklıdır. Bu fark önemli. Telefonların IP derecesi (örneğin IP67, IP68), belirli bir derinlikte ve belirli bir süre suya dayanabileceğini gösterir, sınırsız dalış izni vermez. Yani yağmurda ya da kazara düşmede seni kurtarır ama derin bir dalış için tasarlanmamıştır.

Bir başka detay, tuzlu su ve klorun bu dayanıklılığı zamanla yıprattığıdır; deniz ve havuz suyu, tatlı sudan daha zorlayıcıdır. Suya soktuktan sonra cihazı tatlı suyla durulamak ömrünü uzatır. Telefonunu sıcaktan korumak da ayrı bir mesele; telefonu güneşten korumak için ayrıca önlem alman gerekir, su dayanıklılığı bunu kapsamaz.

Yaz için gerçekten gerekli mi?

Cevap kullanımına bağlı. Sürekli deniz, havuz ya da su sporlarıyla içli dışlıysan, suya dayanıklı bir telefon ya da aksiyon kamerası gönül rahatlığı sağlar. Ama yılda birkaç kez denize giriyorsan, mevcut telefonun için su geçirmez bir kılıf çok daha mantıklı ve ucuz bir çözümdür.

Cihazını suya hiç sokmadan da tatilini güvene alabilirsin; tatilde fotoğraf yedeklemek sayesinde bir kaza olsa bile anılarını kaybetmezsin. Yeni bir telefon almayı düşünüyorsan, su dayanıklılığını tek başına değil, akıllı telefon seçerken nelere bakmalısın sorusundaki diğer kriterlerle birlikte değerlendir.

Suya kaptırırsan ilk üç hareket

Diyelim ki etiketin küçük yazısını okumana rağmen telefon suya gitti. Burada paniklemek değil, doğru sırayla davranmak işe yarar. Birincisi: cihazı hemen sudan çıkar ve kesinlikle açma, açıksa kapat. Çünkü ıslakken devreye giden akım kısa devreye yol açar; asıl hasar genellikle suyun kendisinden değil, su varken çalışan elektronikten gelir. İkincisi: tuzlu sudan ya da klordan çıktıysa, kapağını açmadan bir kabın içinde temiz tatlı suyla kısa bir durulama yap, sonra kuru bir bezle iyice kurula. Tuz kristalleri kuruyunca devre kartında köprü kurar, durulama bunu önler.

Üçüncüsü ise sabır. İnternette dolaşan “pirince göm” yöntemi efsaneden ibarettir; pirinç tozları girişlere kaçar, üstelik nemi içeriden çekmez. Onun yerine cihazı serin, havadar bir yerde, mümkünse silika jel paketleriyle birlikte en az kırk sekiz saat dik bekletmek çok daha mantıklı. Şarja takmak için aceleci olma; portta nem varken şarj etmek en sık yapılan ölümcül hatadır. Bu üç adım, suya dayanıklı olmayan bir cihazı bile kurtarma şansını ciddi biçimde artırır.

Özetle su geçirmez cihaz, doğru kullanıcı için yaza değer; ama herkesin koşması gereken bir özellik değil. İhtiyacını dürüstçe ölç, etiketin küçük yazısını oku ve gerekiyorsa bir kılıfın yeterli olup olmadığını sorgula. Bu yaz teknolojin için en büyük tehlike su değil, dikkatsizliktir.